+90 216 630 3142

Sosyal Medyada Biz}

Polikarbon Levhada Şok Fiyatlar!
4 mm Şeffaf Oluklu Polikarbonat Levha 120 TL+KDV 6 mm Şeffaf Oluklu Polikarbonat Levha 190 TL +KDV 8 mm Şeffaf Oluklu Polikarbonat Levha 200,00 TL PLK 10 mm Şeffaf Oluklu Polikarbonat Levha 220,00 TL PLK 16 mm Şeffaf Oluklu Polikarbonat Levha 470,00 TL PLK
TÜMÜNÜ GÖR

Dünyanın en itibarlı iş dergisi olan Fortune’da Polikarbon.com.tr!

Dünyanın en itibarlı iş dergisi olan Fortune’da Polikarbon.com.tr!

Dünyanın en itibarlı iş dergisi olan Fortune’da Polikarbon.com.tr!

 

fortune'da Polikarbon.com.tr

fortune’da Polikarbon.com.tr

 

 

 

 

Ayrıca Şirketimiz Google’da 2013 yılının en başarılı internet reklamcılığını kullananlar arasında lider seçildi.

Hasan Kılıç’ın cam lavabo işine internet dokunuşu, ciroyu 150 bin liradan 7 milyona çıkarırken iş alanını polikarbona çevirmesi için gereken esnekliği de sundu.

fortune da şirketimiz

fortune da şirketimiz

Hasan Kılıç, yapı malzemeleri alanında dış ticaret odaklı çalıştıktan sonra emekli olduğunda genç ve bir iş kurmak için uygun zamanda olduğunu düşünüyordu. Mesleği gereği dünyanın birçok yerini gezmiş olan Kılıç, hem anladığı yapı malzemelerine uzak olmayan bir alanda, hem de eskiden çalıştığı şirketin faaliyet alanına girmeden çalışmak istiyordu. Yapı sektöründen bir arkadaşına sorduğunda “Bu cam lavabolar ilginçtir, satılır” yanıtını aldı. Türkçe meali ile: Çin’den ithal edersin, kısa zamanda satarsın, az miktarda satarak yatırdığın parayı kurtarabildiğin için zarar etme riskin düşüktür. Kılıç daha kısa olarak, “Çok büyük paralar kazanırız diye bu işe girdik” diyor.

Ancak 20 yıllık profesyonel yaşamın ardından iki arkadaşıyla beraber kurdukları Lavabo Market Yapı Malzemeleri’nde işler hiç de öyle gitmiyor. İzolasyon ve orman ürünleri ile ilgili birikimlerinden yola çıkarak bir sonuca ulaşmak mümkün olmadığından, durumu anlamak için bir ay kadar bekliyorlar. Satış gelmiyor.

Bunun üzerine arkadaşlara sorma süreci başlıyor. Arkadaşlarından biri tesadüfen “Google’a reklam verin” deyince internet ile tanışıklık başlıyor. Profesyonel bir internet sitesi ve Google reklamları, beklenen satışları getirirken Kılıç’ı “Kupon diye bir şey varmış” noktasından bugünkü internet kompetanlığına taşıyor.

Şirket 2011’de 150 bin lira ciro yaparken bunu 2012’de 7 milyon liraya taşıyor. Ekim sonuna kadar 5 milyon lira ciroya ulaşan şirketin, 2013’ü yine 7 ila 8 milyon lira civarında bir ciro ile kapatması öngörülüyor. Yatay seyrin nedeni, şirketin lavabo işini bir kenara bırakarak sadece polikarbon işine odaklanmış olması. Faaliyet alanının bu şekilde kaydırılmasının cesaretini veren ve altyapısını sağlayan da yine internet.

Almanya’da Hannover’de fuarda polikarbon ile tanışan Kılıç, çatıda, ışıklandırmada ve otoparklarda kullanılan bu ürünün önemli bir iş alanı haline geleceğini bilmiyordu. Ancak asıl işinin yanında hobi olarak yaptığı, Almanya’da eski binaları satın alıp restore ettikten sonra satma işi, kaderin sihirli dokunuşuna kapı açıyor. Almanya’daki nüfusun yaşlılığı ve toplumun iyi organize olması, restorasyon işini genel ilgi alanının dışına çıkarıyor.

Kılıç, “Yurtdışında yaşayanlarda Türkler gibi aman girişeyim şunu yapayım, bunu yapayım diye bir duygu yok. Alman nüfusu yaşlı bir nüfus; kimse ne inşaatla ilgileniyor, ne de sokaktaki herhangi bir düzensizlikle uğraşıyor. Bir şey olduğunda telefonu polise ya da belediyeye açıyor” diyor.

Binanın restorasyonu tamamlanıp sıra ön cephesindeki sundurmaya geldiğinde çağırılan Alman firmasının, 1×1,5 metrelik sundurma tavan kaplamasına bin 750 euro istemesi polikarbon işine yönelmede en önemli makası oluşturuyor. Kılıç, “Bir metreye, 1,5 metre boyunda bir sundurma… Bunun her tarafı para olsa kaç euro tutar dedim” şeklinde konuşuyor.

Bir internet etkisi de bu noktada araya giriyor: Kılıç restore edilen binanın satış ofisi haline getirilen birinci katına gidip eBay’e giriyor.

Ofiste internet bağlantısı başından beri var çünkü üç sene önce Türkiye ile görüşürken MSN kullanılıyor. Kılıç, “İletişim ucuz ve sağlıklı olsun diye böyle yapıyorduk” diyor. Araştırma 100 kilometre mesafedeki Essen’de polikarbonu 175 euro’ya yani onda bir fiyatla bulan Kılıç, kahveden bulduğu Bulgar göçmenine de 50 euro verip bütün işi 225 euro’ya hallediyor.

Bu, bir iş fikri ortaya çıkarıyor ve Kılıç için eBay’de bir araştırma turu daha başlıyor. “Bir baktım, dünya kadar ürün var. Büyük marketlerden iade edilen ‘rest’ mallardan 200 adet kadarını stok fazlası olarak satıyorlardı. Reklam malzemesi olarak kullanılan polikarbonun Türkiye’deki 250 liralık fiyatın yarısına ürünü mal edebiliyordum” diyen Kılıç’ın morali, ithal ettiği malın tamamını 200 liradan vermeye çalışırken aldığı retlerle bozuluyor.

“O kadar etmez” diyenlerin yarattığı moral bozukluğunun bir kez daha internete yönelttiği Kılıç, profesyonelce olmayan ve tanıdık tavsiyelerine dayanan bir biçimde “internet reklamı açtırıyor.” Sonuç, “30 liralık mı, 50 liralık mı kupon kullanımı ve kredi kartından üstüne eklenmesi ile” yapılan reklam çalışması sonucunda üç günde bütün ürün 200 lira fiyattan satılıyor. Bunu, Türkiye’deki üç üreticiden biri olan Kayseri’deki fabrikanın olayın peşine düşmesi takip ediyor.

Firmanın bir satış elemanı, Kayseri ağzıyla “Gözünün yağını yiyeyim, sen bu kadar malı nasıl satıyorsun” diye şirketi ziyaret ediyor ve cam lavabo, turkuaz seramik gibi ürünlerin yer aldığı bir showroom niteliğindeki ofiste durumu anlamaya çalışıyor. Birkaç saat oturup bir yandan sohbet, diğer yandan izleme ile “uyanıkça” bir istihbarat yapan satış elemanı, işin gerçek olduğuna inanıyor.

Ama Kayseri’deki firmayı asıl ikna eden, fabrikanın dört bina ötesindeki bir başka fabrikanın çatı kaplaması için polikarbonu Lavabo Market’ten satın alması oluyor. Ziyaretin arkasından “Sana bayilik verelim, piyasayı bozma” teklifini alan Kılıç, bu deneyimin ardından desteklenmeye başlıyor. Akabinde, Çamlıca’daki 50-60 metrekarelik showroom/ofisten İMES sanayi sitesindeki 750 metrekarelik depolu ofise geçiliyor ve pazarlama giderleri Kayseri’deki firma tarafından karşılanıyor. Kılıç, sekreter ve işlere yardım eden bir çalışandan 18 kişilik bir ekibe evrilmeleri de bu süreçte gerçekleşiyor.

Kayseri’den fabrikasının çatısını kapattırmak üzere polikarbon isteyen birinden telefon alan Kılıç, İş Bankası’na havale yapılmasının ardından malı göndereceğini söylüyor. Telefonu eden tarafa malın gönderileceğinden emin olmak için kendilerini bankaya sorabilecekleri de söyleniyor. Banka üzerinden güven ilişkisi sağlandıktan sonra 10 bin liralık ödeme ve adres alınıyor. Adres fabrikaya sadece dört-beş bina mesafedeki bir fabrikaya ait. Kılıç, birkaç saat içinde malın sevk edileceğini söylediğinde, bu kez “İstanbul’dan Kayseri’ye bu kadar kısa sürede ulaşmanız imkansız” güvensizliği yaşanıyor.

Bütün bunlar bittiğinde, birbirini izleyen kereler şüphelenme ve şüphenin aşılmasına dayalı süreç, yerini başka tür bir telefon konuşmasına bırakıyor. Polikarbon fabrikasının sahibi “Biz akşama kadar bu adamla organize sanayinin yönetiminde beraberiz” diye arıyor ve amiyane tabirle “İstanbul’daki firmanın fiyatı daha mı tatlı gelmiş” diye sorarak devam ediyor. Konuşma “Bundan sonra da her türlü desteğimiz sizinle; internetin gücünün bu kadar büyük olduğunu bilmiyorduk. Yanımızdaki fabrikaya biz mal satamıyoruz; İstanbul’dan siz yanı başımızdaki insana malzeme satıyorsunuz” diye sonuçlanıyor.

Kılıç, şu anda üç üretici ile de çalıştıklarını ve kendilerini 15-20 milyon lira cirolu bu işletmelerden “onların yapmadıklarını yaparak” farklılaştırdıklarını kaydediyor. “Marka tescilimizi yaptırdık; polikarbon markasını tescil ettirdik ve polikarbon.com.tr bizim sitemiz” diyen Kılıç ekliyor: “Hatta fabrikalar şu anda ‘markayı bize devredin; biz sizin adınıza üretim yapalım’ diyor.”

İnternete dayanan bu etkileyici büyüme hikayesi, günümüzde başka bir tarihi döneme ait gibi görünüyor. Hızla gelişen internet ve internet reklamı altyapısını kullanarak KOBİ’lerin ihtiyaçlarını birleştirmeye çalıştıklarını söyleyen Profaj Ajans İş Geliştirme Müdürü Armağan Bengi, “Rekabet artıyor ve her sektör çok kârlı değil artık. Birçok kişi eskiden belki ‘Gel şunu bir deneyelim’ dediğiniz zaman Google’da reklam veriyordu ve çok reklam veren olmadığı için bu işe yarıyordu. Yanlış bir şey yapsanız bile belki yukarılarda yer alıyordunuz” diyor. Bugün ise rekabet artmış ve çok farklı bir tablo ortaya çıkmış durumda.

Google Adwords’ün firmalar arasında bilinirlik sorunu ortadan kalkmış halde ve her firma aramada yukarıda olmak istiyor. Bunun nasıl yapılacağı ise, artık yapması az bilinen tek nokta ve en güncel teknolojiler ile reklam kampanyalarını kullananın kazandığı bir oyun olarak ortaya çıkıyor.

Bengi, 2004’te Google Adwords uygulamalarına başladıklarında bir firma için çalışma yaptıklarını anlatıyor. Cuma günü hazırladıkları reklamları internete girdikten sonra cumartesi günü paralarını almaya gittiğinde müşterinin kendisine, “Gönül kim” diye sormasına şaşırdığını hatırlayan Bengi, “Gönül diye çok arkadaşım var ama kimden bahsettiğini çıkaramadım. Sonra anladık ki, İzmirli çok büyük bir firmadan satın alma müdürü Gönül Hanım firmayı aramış” diyor. Bu sonuca ulaşmalarına karşın müşteri “O firma bizi hayatta aramaz” diye ısrar ediyormuş. Sonuçta o firmaya o zamanın rakamıyla 160 bin liralık -çok ciddi miktarda- bir satış gerçekleşmiş. Müşteri “Sana ödeyeceğim beş yıllık parayı bir işten çıkardım” demiş ve bu iş ilişkisi hâlâ sürüyor.

Bu müşterinin referansı ile kelepçe üreten bir firmanın işini yapan Profaj, firmayı Van’dan arayan bir müşteri ile buluşturuyor. Bu o kadar inanılmaz ki, şirketteki yetkili “Van’daki adamın ne işi olacak benimle; işletmek için mi kullanıyor beni” diye düşünüyor ve boşuna uğraşmasın diye 3 bin liralık malzemeye 7 bin liralık fiyat veriyor. Müşteri aynı gün parayı hesaplarına yatırınca bir yandan şaşkınlık bir yandan da uzun süre devam edecek bir iş ilişkisinin temelleri ortaya çıkıyor. Bengi, “O firma ailevi sebepten dolayı battı ama gerçekten çalıştığımız dönemde çok ciddi kârlı satışlar yaptı” diyor ve bu hikayelerin ardından artık oyunun kurallarının daha zorlaştığını bir kez daha dile getiriyor.

Oyunu zorlu hale getiren oyuncular arasında Google önemli bir role sahip. Bu etki, Google’ın stratejisinden kaynaklanıyor. Google Türkiye Genel Müdürü Bülent Hiçsönmez, “Bizim Google’da ürün tarafındaki yaklaşımımız, açık yapmaya, paylaşmaya ve daha fazla kullanımı tetiklemeye dayanıyor” diyor. Gelirini reklamdan elde eden Google’ın Türkiye Genel Müdürü Hiçsönmez, “Ne kadar kullanıcı bunu kullanıp fayda sağlarsa o kadar mutlu oluyoruz” diyor.

Ancak bu büyüme artan rekabet ve sonuç almanın daha fazla birikim gerektirdiği bir dünyanın şekillendirilmesi anlamına geliyor.

İnternet bankacığına başlamasının üzerinden 16 yıl geçmiş olan Garanti Bankası bu dünyada iki boyutta yaşayan bir oyuncu olarak yer alıyor. Birinci boyutta, internette gerçekleşen bu işlemlerin içinde taraflar arasında güveni sağlayan bir oyuncu olarak banka kimliği ile yer alan Garanti, diğer yanda kendi sunduğu servislerle bu dünyanın dinamiklerini kavramak zorunda olan bir oyuncu olarak ortaya çıkıyor.

Garanti Bankası Dijital Kanallar Başkan Yardımcısı Deniz Güven, “Dijital olarak aslında bankanın bir birimi gibi değil; bütün birimlerine ve segmentlerine destek vererek çalışıyoruz” diyor. Garanti’nin değişime ayak uydurmak için attığı adımlar, bu yeni dünyanın röntgenini çeker nitelikte. Güven, “Biz artık yeni müşteri tanımını ‘connected customer’ (internete bağlı müşteri) olarak yapmaya çalışıyoruz. Bu demografiden bağımsızlaştırılmış bir tanım: 18 yaşında da, 80 de olabilirsiniz, bireysel müşteri de, KOBİ de olabilirsiniz. Ama sizin dijitalde bir şeye ihtiyacınız var” diyor. Güven, diğer bir değişimi insanların sosyalde, internette, mobilde ürettiği çok büyük miktarda dataya bağlıyor ve bunun analizini kritik başarı faktörü olarak niteliyor.

Ancak en önemli başarı faktörü, yükselen bir trend haline gelmiş olan “yaşayan servis” yaratmak olarak şekilleniyor. Örneğin mobil bankacılık akıllı bir servisken bunun yaşayan servise dönüşmesi için üzerine başka şeylerin eklenmesi gerekiyor.

Güven’in bu konuda kendi hayatından verdiği basit örnek, koşu alışkanlığı ile ilgili. Güven, normalde sabahları 6:30’da koşuya gidiyor ve bunun için kendisini telefonun alarm saati uyandırıyor. Ertesi gün havanın nasıl olacağına da cebinden bakıyor. Yaşayan servis ise şöyle tanımlanıyor: “Bir uyandırma servisi beni normal olarak her sabah 6:30’da kaldırıyor. Eğer o gün kar yağdıysa, beni saat 6:00’da uyandırıyor otomatik olarak çünkü eğer kar yağdıysa çok büyük bir ihtimalle benim ya tekerlekleri değiştirmem, ya daha sıkı giyinmem ya da trafik olacağı için daha erken çıkmam gerekiyor” diyor.

Güven sadece hizmet verdikleri KOBİ’lerin değil, bankaların da işlerinin içine bu tür servisleri sokmaya başlayacağına işaret ediyor ve bunun daha fazla değer yaratan bir unsur olarak işin içine gireceğini kaydediyor.

BCG’den Cenk Sezginsoy, bu ayrıntıların ötesinde interneti kullanmanın başlı başına KOBİ’lerin büyümesini hızlandıran bir etken olduğunu ifade ediyor. Sezginsoy, “20 ülkede yaptığımız araştırmada KOBİ’leri interneti yüksek düzeyde kullanan ve hiç kullanmayan/az kullanan şeklinde segmente ettik. Her ülkede çok yüksek büyüme hızı farklılıkları gözlemledik. Bu fark, Türkiye’de yüzde 20 olarak ortaya çıktı” diyor.

Bu tabloda dikkat çekici olan, yatırım yapanların erişim alanlarının genişlemesi ve yeni müşteri bulmaya bağlı olarak dünyanın her yerinde daha hızlı büyümesine karşılık bunu yapmayanların yerinde saymayıp küçülmesi. Bu da rekabetle bağlantılı bir durum; büyüyen oyuncular diğerlerinden pazar payı çalıyor.

Bunu en iyi bilenlerden biri, Kılıç’ın kendisi. “Geçen sene polikarbon sektöründe üretim yüzde 20 arttı. Aynı seviyede satış yapan bir şirket buna sevinse de aslında büyüyen pazarda ağırlığının azalması ile karşı karşıya. Bunun farkında olmamanın kötü sonuçlar doğuracağını bilecek kadar profesyonelleştik” diyor.

 

 

 

 

03 Kasım 2016
893 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN